Okunma:(288)

ÖZELEŞTİRİ (İNSANIN KENDİNİ KINAMASI) VE TÖVBE

ÖZELEŞTİRİ (İNSANIN KENDİNİ KINAMASI) VE TÖVBE

İnsan eşrefi mahlûktur. En mükemmel şekilde ve imtihan için yaratılmıştır. Ancak zayıf yönleri ve zaafları mevcuttur. Bu zaaflarından birisi de kendini eleştiremeyişidir.

Aslında insanın kendini sorgulaması en zor işlerdendir. Ama zor işler değerlidir. Şahsi çıkarlar, basit menfaatler insanın gözünde perdedir. İnsanın arzuları ve dürtüleri vardır. Aynı zamanda insan akıl sahibidir. Normalde arzu ve dürtüler aklın kontrolünde bulunmalıdır. Eğer akıl devreden çıkarsa insan arzu, dürtü, şehvet ve nefsinin elinde esir olur, helake sürüklenir.

Özeleştiri yapabilmek bakış açısıyla alakalıdır. Kendini beğenen, mükemmel gören, hata kabul etmeyen özeleştiri yapamaz. Özeleştiri yapamayan hatalarını göremez, özür dileyemez; günahlarından tövbe edemez, önünü göremez doğru kararlar veremez.

Bilindiği gibi kusursuzluk Allah’a, günahsızlık Peygamberlere mahsustur. İnsan nisyan ile maluldür, acizdir. Her an yanlış yapmaya meyyaldir. Bu açıdan sürekli murakabe ve muhasebe yapmalıdır. Aksi halde hata ve günah süreklilik arzeder.

İnsanı en iyi bilen, onu yaratandır. Yaratanın insanla ilgili değerlendirmeleri çok iyi analiz edilmelidir. İnsan kendini çok iyi tanımalı, eksiklerini bir ömür boyu düzeltme mücadelesini vermelidir. Bu anlamda ‘kendini bilen Rabbini bilir’ ifadesi anlamlıdır.

Özeleştiri bir süre sonra insanın kendini kontrol etme sürecini doğurmalıdır. Çok aşırıya kaçıp kendini değersiz addetmemeli, çok fazlaca şımartarak nefsini ilahlaştırmamalı, her konuda olduğu gibi burada da dengeyi göz ardı etmemelidir.

Özeleştiri yanlışta ısrar etmeye engeldir, bir bakıma çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendine batırabilmektir. Özeleştiri yapabilenler sorumluluk duygusuna sahip olurlar. Dikkatle bakarsak başkalarının bizi eleştirmesinden rahatsız olduğumuz gibi kendimizi eleştirmemizden de nefsimiz rahatsız olacaktır.

İslam ümmeti çok ciddi olarak hem ferdi hem de içtimai anlamda özeleştirisini yapabilmeli, sorunlarına çözümler üretmelidir. Aksi halde “…Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah’ ta sizi değiştirmeyecektir…” (Rad-11) ayeti mucibince hiçbir şey değişmeyecek, şikâyetler devam edecektir. Mehmet Akif yıllar önce “Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile! Kaç hakiki Müslüman gördümse hep makberdedir, Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir!” diyordu. Acaba bu gün değişen çok fazla bir şeyler var mı?

Aslında özeleştiri bir erdemdir. Gelişmenin bir başlangıcıdır. Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker eleştiri yapılmadan olmaz. Nefsini yenemeyenler hiçbir şeyi yenemezler. Kur’an “…Nefislerinizi temize çıkarmayın...” (Necm-32) buyuruyor. Hâlbuki insanoğlu en ufak bir eleştiride hemen savunma moduna geçiveriyor.

Müslümanlar kusurları kendilerinde değil de şeytanda aradıkları müddetçe kısır döngüden kurtulamayacaklar. Aslında şeytanın “…Benim sizin üzerinizde herhangi bir otoritem yoktu, ben sadece çağırdım siz de geldiniz…” (İbrahim-22) diyeceğini Rabbimiz bize haber veriyor.

Çok iyi bilinmelidir ki insanoğlu iç ve dış âlemiyle, sahip olduğu maddi ve manevi varlığı, yapıp ettikleriyle ve yapması gerekirken yapmadıklarıyla imtihana tabi tutuluyor. İnsan nefis sahibidir. Kur’anı Kerim üç çeşit nefisten bahsetmektedir. Yusuf süresi 53. ayette insanı kötülüğe yönlendiren ‘Nefsi Emmare’ den; Kıyame suresi 2. ayette yaptıklarından dolayı kendini eleştiren ‘Nefs-i Levvame’den; Fecr suresi 27. ayette de istikametten sapmayıp huzur bulan ‘Nefs-i Mutmainne’ den bahseder.

Bizim konumuz olan nefs; Nefs-i Levvame’dir. Teyakkuzda olan, yarın endişesi duyan, yaptıklarından pişman olan, kendini hesaba çeken, arzularını denetleyen, kandırılmaktan kendini koruyan nefis. Bunun zıddı nefsi emaredir.

Nefs maddi hayatın kaynağıdır, nefsin istekleri hayatın devamı için gereklidir. Ancak bu istekler başıboş bırakılırsa insan zalim, cahil, cimri, kıskanç, gözü doymaz, azgın ve sapkın olabilir. Kısaca nefs şeytanın da desteğiyle sahibinin helakine sebep olabilir. Bu yüzden Kur’an dikkatli ve dengeli olmaya çağırıyor Yusuf (a.s) diliyle: “…Ben nefsimi aklamam, çünkü nefis muhakkak kötülüğü emreder.” (Yusuf-53) yine “Elbette nefsini kötülükten temizleyen kurtulmuştur, onu günahla kirletip örten ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10)

Anlaşılıyor ki, nefs tezkiye edilmeli, itaat ve takvayı öğrenmelidir. Nefis tezkiyesi Allah Teâlâ’nın bildirdiği yollarla olur. O, insana rüşd ve sapma yollarını göstermiştir. (bakınız-Bakara-256) Hz. Peygamberin gönderiliş sebeplerinden biri de insanın tezkiye edilmesidir. “Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden temizleyen, size kitabı ve hikmeti öğreten ve size bilmediklerinizi belleten bir peygamber gönderdik” (Bakara-151)

Özeleştiri, nefis tezkiyesi ve tövbe (özür dileme) ihmal edilemeyecek bir konudur. Akıl sahipleri kendi kârını-zararını düşünebilmelidir: “…Kim günahlardan kendini tezkiye edip temizlerse kendi nefsi için temizlenmiş olur…” (Fatır-18)  “Kim Rabbine günahkâr olarak gelirse, şüphesiz ki onun için cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir. Kim de O’na Salih ameller işlemiş bir mümin olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır. Bu dereceler altlarından ırmaklar akan adn cennetleridir. Onlar orada ebedi olarak kalırlar. İşte günahlardan temizlenen kimselerin mükâfatı budur. (Tâhâ, 74-75-76)

Herhangi bir mü’min Allah Teâlâ’nın yasaklamış olduğu bir fiili işlerse hemen ardından tövbe eder, pişman olur, bir daha işlememeye söz verir, bir hak hukuk taalluk etmişse tazmin eder, helalleşir, itaat ve dua ile nefsini tezkiye yoluna gider. Aslında nefis tezkiyesi her Müslüman’ın müstakil olarak yapması gereken bir ibadettir.

“Ölmeden önce ölünüz” (Acluni, II, 260) “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz mizanda tartılmadan önce siz onları vicdanınızda tartınız” (İbn-i Ebi Şeybe, Kitabu’l-Musannef, 7/96, No:34459) ifadeleri nefis tezkiyesine işarettir.

Nefsi büyüten etkenler; gurur, enaniyet, övünme, sahip olunan maddi-manevi özellikler, dikkat çekme arzusu, tarz oluşturma, dünyevileşme, tembellik vs dir.

Bu ve benzeri hastalıklardan kurtulmak için nefsi kınamak, tövbe, infak, ölümü çok sık hatırlamak yeterlidir. Kişi kendi hatalarıyla yüzleşebilirse başkalarıyla üstünlük yarışına girmemiş olur. Kendi kusuruyla uğraşan başkalarını eleştirmeye fırsat bulamaz.

Unutmayalım ki, başlangıçta Âdem (a.s) ve şeytan aleyhi la’ne hata etmişlerdi. İblis kendini beğendi (kibirlendi) diretti ve kâfirlerden oldu. (Bakara-34)  Âdem (a.s) günahını itiraf etti, pişmanlık duydu, nefsini kınayıp ayıpladı, Allahtan ümit kesmedi ve hemen tövbe etti, Allah’ın seçkin kulları arasına girdi. (Bakara-37)

Bu örneklerden hareketle insanın aslına, fıtratına dönmesi, yapılan yanlışlardan biran önce tövbe etmesi, arınması gerekmektedir. Hz Âdem babamız ve Hz. Havva anamızın diliyle “Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik, eğer sen bizi bağışlamazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Araf-23) diyebilmelidir. Zaten Kur’an muhataplarını yaklaşık 90 yerde tövbeye çağırmaktadır. “…Ey müminler! Hep birlikte Allaha tövbe edin ki belki kurtulursunuz.” (Nur- 31)

Hülasa tövbe bir özeleştiridir. İnsanın nefsine galebe çalması, kendini hesaba çekmesidir. Kabul olunmuş tövbelerle göçmemiz temenni ve duasıyla Tevvabu-r Rahime emanet olun!

 

                                                                       İlyas YILMAZTÜRK

                                                                       Safranbolu İlçe Müftüsü


       İlyas Yılmaztürk  [18.11.2013]